Home / Makaleler / NEDEN EVET

NEDEN EVET

Yasama ve Yürütme’nin Ayrılması

Günümüz parlamenter sisteminde cumhurbaşkanlığı seçimi için ayrı oy, milletvekili seçimi için ayrı oy kullanıyoruz. Ancak milletvekillerinin içinden de bakanlar kurulu ve başbakan çıktığı için yasama seçiminde de yürütmeyi düşünerek oy veriyoruz. Böylece 2 kez yürütmeyi oylarken, yasamayı hiçbir zaman oylamamış oluyoruz.

Böyle olunca, yasama faaliyetlerini yürüten milletvekillerinin üyesi olduğu partilerin sloganları sadece icraat ve ideolojiye dönük oluyor ve partiler hukuk ve yasamaya yönelik herhangi bir söylemde bulunmuyor. Halbuki, seçtiğimiz milletvekilleri aslında yürütmenin mensupları değil, yasamanın mensubudur.

Bu kimselerden sadece belli başlı kişiler yürütmenin bir parçası olmaktadır. Peki yeni sistemde ne değişecek: Artık yasama ve yürütme için ayrı ayrı oy vereceğiz. Böylece yasama ve yürütmede farklı düşüncelere sahip iseniz bunu sandığa yansıtabileceksiniz. “Örneğin bir Ak Partilisiniz, Erdoğan’a tamamen güveniyor ve ülkede koalisyon olmasını istemiyorsunuz. Ancak aynı zamanda Ak Parti’nin iyi kanun çıkaramadığını düşünüyorsunuz.

Bu durumda bugünkü şartlar altında Ak Parti’ye oy veriyorsunuz ve yürütmeyi seçeyim derken aslında yasamayı da şekillendirmiş oluyorsunuz. Erdoğan ve Ak Parti Hükümeti’nin yürütmede kalmasını istemiş olmanız sizin yasama açısından da Ak Parti’yi desteklemeniz manasına geliyor. Bu sebepten, istemediğiniz ve değiştirmek istediğiniz kanunlar yürürlükte kalmaya devam ediyor.” Bu yazdıklarım bir Ak Partilinin hoşuna gitmemiş olabilir ancak bu durum tam tersi için de geçerli.

Aynı şekilde Kemal Kılıçdaroğlu ya da Devlet Bahçeli’nin yürütme erkinin başında olmasını isteyip yasamada farklı bir partinin faaliyetlerini yürütmesini isteyenler de parlamenter sistemle istemediği halde hem yasamada hem yürütmede ayni partiye oy vermek zorunda kalıyor. Erkler ayrılığı terimi pratikte kalmamış oluyor. Eğer seçimden sonra evet çıkar ise yürütmeyi düşünerek yasama için oy verme durumu ortadan kalkacak.

Böylece gönül rahatlığı ile yürütmeyi seçecek, yasama için daha özgür davranabilir konuma ulaşacağız. Aslına bakarsanız bu sistem her ne kadar karşı gelseler de muhalefet partilerinin de işine gelmektedir. Örneğin CHPli bir seçmen eğer Ak Partili bir seçmeni ikna etmek istiyorsa günümüz şartlarında “koalisyon” sözcüğü ile karşı karşıya kalmaktadır. Yeni sistemde koalisyon olmayacağından, başkanın yapacakları üzerinden daha rahat siyaset yapılabilir.

Ayrıca yasama faaliyetlerinde de eleştiri daha kolay yapılabilecektir çünkü seçmen yasamayı yürütmeyle bağlantılı şekilde oylamak zorunda kalmayacaktır. Evet, bu söylediğim şuan için kulağa garip gelebilir, ancak başkanlık sisteminden sonra vekillerin tek yetkisi yasama faaliyeti olacağından partiler oy için “hukuk ve yasama” faaliyetlerini de seçim sloganlarında kullanmak “zorunda” kalacak. Aksi takdirde seçmenler, yürütmede farklı partiye yasamada farklı partiye oyunu atabilecektir.

Yasama’nın Özgürleşmesi

Bugünkü şartlar altında eğer bir kanun çıkarılması isteniyor ise ya bir milletvekili tarafından “teklif” götürülmesi gerekmektedir, ya da yürütme tarafından “tasarı” sunulması gerekmektedir. Uygulamamızda tasarı sayısı o kadar fazladır ki sayın milletvekillerimizin üretken olma ihtimali çok düşüktür. Bakın üretken değiller demiyorum. Ne yazık ki isteseler de üretken olamamaktadırlar, çünkü tasarı öncelikli oylandığı için genelde tekliflere sıra bile gelmemektedir. Bu yüzden milletvekillerimizin kanun üretme aşkı ne yazık ki kalmamaktadır.

Bundan daha kötü olan durum ise tekliften daha öncelikli olan tasarıların vekiller tarafından değil bürokratlar tarafından hazırlanıyor oluşudur. Tasarılar hakkında milletvekillerinin fikirleri sorulur. Ancak oylamaya yine bürokratların istediği şekilde ulaşır. Bu durumda şöyle bir sonuçla karşılaşmış oluyoruz:  Seçilenlerin ürettiği kanun teklifleri, atananların ürettiği tasarıdan daha geri planda kalmış oluyor.

Bu durumda yasama faaliyeti bürokratlar tarafından gerçekleştirilmiş oluyor. Milletvekillerinin tek görevi ise bürokratların ürettiği kanun tekliflerine evet ya da hayır demek olmuş oluyor. Yeni sistemle ise tasarı tamamen ortadan kalkıyor. Bu sayede başkanlık sistemi ile beraber milletvekilleri olması gerektiği gibi yasama faaliyetlerini yerine getirebilecek. Aklınıza şu tarz biri soru takılmış olabilir: “Oğuzhan kardeşim, tamam güzel söylüyorsun, tasarı artık kalkacak diyorsun, ama Cumhurbaşkanı şöyle bir kanun yapın dediği zaman kendi partisinin hangi üyesi buna karşı çıkabilir?”

Bu durumda gözden kaçırılan husus şudur: Siyasal Parti kavramı devam ettiği sürece yürütmenin başındaki kişi yasamadaki kendi partisinden olan kimselerle her zaman iletişime geçebilir ve belli yasaların çıkarılmasını isteyebilir. Ancak yeni sistemde başkan böyle bir şey istese bile bunu meclis genel kuruluna teklif şeklinde sunacak olan kişi milletvekili olacaktır. Böylece milletvekillerinin “yasama hakkındaki sorumluluğu” artmış olacak ve halk tarafından beğenilmeyen bir teklif kanuna dönüştüğü zaman halk milletvekilini ve o teklifi onaylayanları suçlayıp, bir sonraki seçimde farklı vekillerin seçilmesini isteyebilecek ya da başka partiye oy verebilecektir.

Milletvekilleri de artık tasarı olmadığından dolayı gerek kendisinin ürettiği teklifleri, gerek başkanın ricası üzerine kendisine ulaşan teklifleri, diğer milletvekilleri ile, uygulamadaki kişilerle ve alanında uzman hukukçularla tartışabilecek ve gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra genel kurula bizzat kendi sunacaktır. Böylece atanmışların yasamaya etki etmesi durumu uygulamada son bulacak ve sadece seçilmişlerin elinde olan bir yasama erki söz konusu olacaktır.

Karşılıklı Seçimlerin Yenilenmesi Hakkı

Muhalefet partileri tarafından en çok eleştirilen hususlardan biri de bu haktır. 16 Nisan 2017 Referandum’undan evet çıkması halinde hem Meclis, hem de Başkan seçimlerin karşılıklı olarak yenilenmesine karar verebilecektir. Ancak bu hak kullanıldığında sadece bir taraf değil, hem Meclis, hem de Başkanlık Makamı içim seçimler tekrarlanacaktır. Şuanki tartışma konularından biri ise “Halkın 100’de 100’ünü temsil eden Meclis ile halkın 100 de 50’sinden 1 fazlasını temsil eden Başkanlık Makamı’nın seçimlerin yenilenmesi açısından aynı haklara sahip olacağı” hususudur.

Bu hakkın verilmesindeki amaç yasama ve yürütmenin karşılıklı saygı çerçevesinde anlaşabilmesini sağlayabilmektir. Başkan’ın isteği ile yasama faaliyetleri uyuşmayabilir. Bu durumda ya yasamanın Başkan’ın önemsediği kanunları çıkarması gerekir, ya da Başkan’ın yasama tarafından üretilmiş ya da üretilecek, kendisinin hedeflerine ters kanunlara uyması gerekir. Burada unutulmaması gereken husus artık yasama ve yürütme için ayrı ayrı oy verildiği ve koalisyon diye bir seçeneğin kalmamış olmasıdır.

Dolayısıyla taraflardan biri seçimi yenileme kararı aldığında halkın uyuşmazlığı çıkaran tarafı cezalandırma olasılığı artacaktır. Böylece Başkan ya da Meclis seçimlerin yenilenmesini talep ediyorsa “uyuşmazlığı kimin çıkardığı” ve “halkın kimi cezalandıracağı” sorularına iyi cevap verilebilmesi gerekir. Risk alındığı durumda halk yeni yasama ve yürütmeyi seçecektir ancak risk alınamadığı durumda mecburen uzlaşma yoluna gidilecektir ve böylece Meclis ve Başkan farklı düşüncelere sahip olsalar bile hiçbir zaman işi yokuşa süremeyeceklerdir.

Cumhurbaşkanının Gücü ve Yürütmenin Merkezileşmesi

Yürütme yetkileri olarak incelendiğinde yeni sistemle beraber Cumhurbaşkanı’nın yani Başkan’ın yetkileri artmaktadır. Artık Başbakanlık müessesesi kalmayacağından ilk olarak başbakana ait tüm görevler Başkan’ın sorumluluğunda yürütülecektir. Yine belirtmek isterim ki yeni sistemle beraber Meclis’in bir kabine kurması zorunluluğu ortadan kalktığından şuanki sistemdeki çarpıklık yok olacaktır.

Şuanki sistemde hem yürütmenin bir parçası olan cumhurbaşkanı seçimle başa gelmektedır, hem de yasama faaliyetlerini gerçekleştirmesi gereken milletvekillerinin içinden bir başbakan çıkmakta ve milletvekillerine yürütme ile ilgili görevler vermektedir. Kısaca şuanki sistemde hem cumhurbaşkanı, hem de meclis yürütme düşünülerek oylanmaktadır ve yasamanın asli görevi yürütmenin yanında geri planda kalmaktadır. Ancak başkanlık sistemi ile beraber meclisin hiçbir yürütme faaliyeti kalmamış olacak ve halk milletvekillerini seçerken yürütmeyi düşünmek zorunda kalmayacaktır.

Muhalefet partilerinin eleştirdiği bir diğer husus ise sayısız Başkan Yardımcısı atama yetkisidir. Muhalif kesimin de dediği gibi Başkan dilerse genç bir akrabasını da cumhurbaşkanı yardımcısı yapabilir. Ancak muhalif kesim, meclisin seçimleri yenileme hakkını ve halkın böyle bir durumda vereceği tepkiyi küçümsemektedir. Başkan’ın böyle bir şey yapması durumunda halkın nabzını temsil eden meclis, seçimleri yenileme hakkını kullanarak halkı yeni bir seçime, adeta bir “güven oyu”na davet edecektir. Bu riski almak istemeyen Başkan elbette ki yardımcılarını seçerken mantıklı davranmak zorunda kalacaktır.

Sayı açısından bir sınır olmamasının sebebi ise cumhurbaşkanının güncel taleplere hızlı cevap verebilmesi gerekliliğidir. Dünya çok hızla gelişmektedir. Türkiye gerek konumu itibariyle gerek dünyadaki çıkar çatışmalarında önemli bir yeri olması sebebiyle hızlı karar vermesi gereken bir ülkedir. Başkan, güncel koşullara göre yardımcı sayısını artırıp, azaltabilir. Buradaki amaç halkın oyu ile başa gelen başkanın bürokratik engellere takılmasını önlemektir.

HSYK’nın, (yeni adıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun) Seçilmesi

HSYK üyelerinin bir kısmı Cumhurbaşkanı tarafından birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş hakimlerden seçilecektir. Bu hususta itiraz edilen nokta Başkan’ın HSK üyelerini herhangi bir kurala bağlı kalmaksızın seçebilme yetkisidir. Ancak belirtilmesi gerekir ki arasından seçim yapılacak hakimler zaten hali hazırda birinci sınıf hakim ve yargı merciinin en üstündeki kimselerdir.

Bu kimseleri tarafsızlığını sorgulamak yargıya olan genel bir güven sorunudur ve yargıya olan güven sorununun çözümü de bu yetkinin kullanımı ile bağdaşmamaktadır. Zira başka türlü bir seçim usulü benimsenmesi durumunda da o seçim usulünün adaletsiz olduğunu beyan edenler olacaktır. Bu durumda sorgulanması gereken şey HSK üyelerinin birinci sınıf hakimler arasından nasıl seçildiği değil, birinci sınıf hakimlere genel manada ne kadar güvenildiğidir.

Ne yazık ki ülkemizde bir siyasi düşünce yapısını benimseyenler diğer düşünceyi benimseyen hakimlere güvenmemektedir. Bu sebepten HSK seçim yöntemi nasıl belirlenirse belirlensin ülkemiz Anayasa’sında yer alan her seçim yöntemi aynı düşünceye sahip olmayan kişiler tarafından adaletsiz olarak anılacaktır.

Diğer Hususlar

Söz konusu 18 maddelik değişiklik paketinde elbette ki belli hususlarda eksiklikler ve açıklar mevcuttur. Ancak bu hususlar cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve kanunlarla tamamlanabilecek hususlardır. Hatırlatmak gerekir ki bu bir anayasa değişikliğidir ve olabildiğince sade olması gerekir. 18 maddelik anayasa değişikliği paketinde belli eksiklikler ve açıklıklar mevcut diye hayır vermek, tabiri caizse minareyi düzelteceğim derken camiyi yıkmak manasına gelmektedir.

Oğuzhan AŞLIK

Hakkında Oğuzhan Aşlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir